İlk gördüğümde seni; melekler iniyordu dünyaya, ellerinde kelepçeler, gözleri gökyüzünde.
Yıldızlar unutmuştu parlamayı ilk defa ve bir ayyaş kendi başına bağırıyordu, dünya da kalan son insan olmaktan ürken bir tavırla. Deniz olmayan adalarda gemi hayaletleri dolaşırdı gece geç saatlerde ve gemiye kadın almak uğursuzluktu, o yüzden yalandı bütün aşk gemileri.
Garip bir melodi tırmaladı yalnızlığını, farkedilmeyi bekleyen yeni yetme bir sorundu hayat.
Uğraşılması gereken başka bir dünya daha olmalıydı. Suyla calısan elma agacları dikebilirdi oraya ama yalnız oldugunu hatırladı sokagın köşesinde. Sokağın köşesinin ucunda, terkedilmiş uçurumlar vardı. Kimse geçmezdi bu saatlerde hayatından.
Herşey için geç olduğunu bilmek belkide O'nu ilk defa rahatlatabilirdi. Rahatlamalı mıydı? Butun sorunlar tam da o zaman egosuna göz kırpmaz mızydı? Göz kırpmaya duyarlı beyni O'nu yine alt edebilirdi.
Vazgeçti. Herseyden uzakta yemyeşil bir yere uzandı. Gözlerini kapatıp O'nu ilk gordugu yeri hayal etti.
Orası yoktu. O yuzden O'da olmamalıydı. Ayağa kalktı ve Güneş'in Ay'a küstüğü zamanları hatırlattı kendine.
Babaannesi öyle söylemişti. Küs oldukları için günleri paylaşmışlardı ve bunda yanlış hiçbirşey yoktu.
Ve bir şarkı geldi aklına, kimseden habersiz rüzgarın kulağına şarkıyı mırıldandı.
I am just a man still learning how to fall

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder