
Doğduğumda karşımda kara suratlı bir adam vardı. Karanlık bir odaya doğmuştum. Hatırladığım tek şey kıçıma yediğim bir şaplaktı. Çok korkmuştum. Ağlamaya başladım. Sonra bir daha ağlamamak ve karanlıkta kalmamak için yaşadığım dünyayı rengârenk yapmaya soyundum. Meyvelerden en çok çileği sevdim. Gece lambamda göz kırpan yıldızlar vardı ve gezegenler birbiri etrafında dönerken odamı ışık huzmeleriyle doldururdu. Yaptığım ilk resim kafası pembe, gövdesi gökkuşağının yedi rengini barındıran ve kuyruğu mor olan bir dinozordu. Annemin muhallebisine böğürtlen reçeli dökerdim. Büyüdüm, botlarıma yağlı boyalardan papatyalar yaptım. İstanbul’da her akşam güneşi batırdım, gökyüzünü pembeye, saçımı turuncuya, odamı maviye boyadım. Her sevgilimin bir rengi vardı, her birine bir renk verdim. Renklendiremedim.
Sonra bir kitapçının raflarında dolaşırken, kitapların kapağı en renkli olanına takıldı gözlerim: Sinestezya. İlk defa duyduğum bu isim bana renkleri çağrıştırdı. Yanılmadım. Dünyayı rengârenk algılayanların ismi. Pazartesiyi sarı, pazarı mor, üçgeni yeşil, sonbaharı beyaz algılayanların hastalığı. Her harfin, her rakamın kulağa çarptığında renge dönüştüğü bir delilik mucizesi.
Sinesteziğimizin ismi Noel. En yakın arkadaşı Norval’la bir ikiz kadar birbirlerine benziyorlar. Norval çok daha çekici. Çünkü Noel biraz tombuldu, ta ki çocukluğunun takıntısı Bin Bir Gece Masalları’ndaki Samira’yla tanışıp ona aşık olana dek. Alzheimer’la boğuşan annesinin ismi Stella. Bir yazar olan Norval’ın yeni projesi ise isminin baş harflerine göre A’dan Z’ye kadar olan her kadınla yatmak ve bu sanatsal projesini tamamlayarak kadınlardan bir nevi intikam almak. Sorun da burada başlıyor. Norval “S” harfinde takıldı kaldı. Noel de ben de heyecanla bekliyoruz. Tek farkımız Noel’in sinestezik dünyasının rengârenk, benim ise tek çıkışımın tırnaklarıma kırmızı oje sürmek olması.
Evren Müberra

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder